Makro Ekonomi

Siyasette “Terörsüz Türkiye” Arayışı: Makroekonomik İstikrar ve Yatırım İklimi İçin Yeni Bir Eşik mi?

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Terörsüz Türkiye” sürecine dair yaptığı açıklamalar, yalnızca siyasi bir kararlılığı değil, aynı zamanda Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik projeksiyonlarını da yakından ilgilendiren yapısal bir dönüşüm sinyali veriyor. Kurtulmuş, siyaset kurumunun üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek bu kronik sorunu çözüme kavuşturacağını ve Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden birini aşacağını vurguladı. Siyaset arenasındaki bu yumuşama ve çözüm arayışları, makroekonomik göstergeler üzerinde de derin etkiler yaratma potansiyeline sahip.

Mali Disiplin ve Kaynak Dağılımında Yapısal Dönüşüm

Yıllardır güvenlik harcamalarının bütçe üzerindeki ağırlığı, kamu maliyesinin esnekliğini sınırlayan ve sosyal refah yatırımlarını kısıtlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur. “Terörsüz Türkiye” vizyonunun hayata geçirilmesi, savunma odaklı bütçe kalemlerinin kademeli olarak yüksek teknoloji, AR-GE, eğitim ve yeşil dönüşüm gibi üretken alanlara kaydırılmasını tetikleyebilir. Bu durum, uzun vadede Türkiye’nin toplam faktör verimliliğini artırarak daha sürdürülebilir bir büyüme patikasına girmesine olanak tanıyacaktır.

Risk Priminde İyileşme ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar

Jeopolitik ve iç güvenlik risklerinin minimize edilmesi, Türkiye’nin kredi risk primini (CDS) doğrudan aşağı çekebilecek bir katalizör işlevi görebilir. Düşen risk primi, hem kamunun hem de özel sektörün dış borçlanma maliyetlerini azaltırken, uzun vadeli doğrudan yabancı sermayenin (FDI) ülkeye çekilmesini kolaylaştıracaktır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ekonomik olarak sisteme tam entegre edilmesi; tarım, hayvancılık, turizm ve yenilenebilir enerji alanlarında yeni yatırım havzalarının oluşmasına zemin hazırlayabilir.

Siyaset kurumunun bu süreçte sergileyeceği kararlılık ve inşa edeceği toplumsal mutabakat, Türkiye’nin küresel ekonomideki güvenilirlik algısını belirleyecek temel taşlardan biri olacaktır. Yapısal reformların başarıya ulaşması ve yatırım ikliminin kalıcı olarak iyileşmesi, güvenlik algısının normalize edilmesiyle doğrudan bağlantılı görünüyor. Bu bağlamda, siyasi iradenin atacağı adımlar, orta ve uzun vadeli ekonomik istikrarın da en önemli güvencesi olmaya adaydır.

Kaynak