Dezenflasyon Sürecinde Hassas Denge: Üretim ve İhracat Odaklı Makroekonomik Patika
İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Türkiye’nin içinden geçtiği dezenflasyon sürecinin reel sektör üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, para politikasındaki sıkılaşmanın üretim ve ihracat kapasitesine zarar vermemesi gerektiği uyarısında bulundu. Özgener’e göre, makroekonomik istikrarın sürdürülebilirliği; fiyat istikrarı hedeflenirken, üretici ve ihracatçının küresel rekabet gücünün korunmasına bağlı görünüyor.
Sıkı Para Politikasının Reel Sektör Sınavı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı kararlı sıkı para politikası, iç talebi baskılarken reel sektörün finansmana erişim maliyetlerini de ciddi ölçüde artırmış durumda. Bu süreçte İZTO Başkanı Özgener’in işaret ettiği üç temel hedef; yani fiyat istikrarı, uluslararası rekabet gücü ve yapısal reformlar, para politikasının tek başına yeterli olamayacağını ortaya koyuyor. Özellikle ihracatçının yüksek üretim maliyetleri ve görece istikrarlı döviz kuru kıskacında olduğu bu dönemde, üretim kaslarının zayıflamaması makroekonomik istikrarın geleceği açısından kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Yapısal Reformlar ve Verimlilik Odaklı Dönüşüm
Özgener’in vurguladığı “yapısal reformlar yoluyla verimlilik artışı”, Türkiye’nin sadece talep yönlü değil, arz yönlü bir dönüşüme de odaklanması gerektiğine işaret ediyor. Sanayide dijitalleşme, yeşil dönüşüm entegrasyonu ve iş gücü piyasası reformları gibi adımlar, reel sektörün birim maliyetlerini düşürerek yapısal enflasyonist baskıyı hafifletebilir. Bu perspektif, geçici dezenflasyon sancılarının kalıcı bir üretim kaybına dönüşmesini engelleyecek en önemli kalkan olarak öngörülüyor.
Enflasyonla mücadele patikasında atılan kararlı adımların başarısı, reel sektörün dinamizmini kaybetmemesine doğrudan bağlıdır. Sıkı para politikasının yarattığı likidite daralması, seçici kredi mekanizmaları ve katma değerli ihracatı destekleyen teşviklerle dengelenmediği takdirde, orta vadede pazar kaybı ve üretimde duraksama riskleri kaçınılmaz hale gelebilir. Ekonomi yönetiminin, fiyat istikrarını sağlama kararlılığından ödün vermeden, üretici odaklı ince ayarlı (fine-tuning) politikalara ağırlık vermesi, sürdürülebilir büyüme patikasına geçiş için hayati bir önem taşıyor.
