İş Dünyası

İtalya’nın İşgücü Sömürüsüyle Mücadelesi ABD’li İnşaat Devine Ulaştı: Milano Konsolosluğu İnşaatında “Yarı Kölelik” Soruşturması

İtalya’da son dönemde yoğunlaşan işgücü sömürüsü ve “yarı kölelik” (quasi-slavery) koşullarına yönelik adli denetimler, diplomatik ve uluslararası boyut kazanarak ABD’li bir inşaat devine kadar uzandı. Milano’da inşaatı devam eden yeni ABD Konsolosluğu projesini üstlenen ABD merkezli Caddell Construction şirketinin üst düzey bir yöneticisinin, göçmen işçilerin yasa dışı ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılmasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınması, küresel tedarik zincirleri ve uluslararası müteahhitlik standartları açısından yeni bir tartışma dalgası başlattı.

Tedarik Zincirinde Denetim Açığı ve Jeopolitik Riskler

Bu gelişme, küresel inşaat sektöründe uzun süredir kronik bir sorun olan çok katmanlı alt yüklenici (taşeron) sistemlerinin yarattığı yapısal riskleri yeniden gündeme taşıyor. İtalyan yargısının son yıllarda lüks moda sektöründen ağır sanayiye kadar genişlettiği “caporalato” (aracı sömürüsü) operasyonlarının, devletlerarası hassasiyete sahip bir diplomatik misyon inşaatına sıçraması, denetim mekanizmalarının yetersizliğine işaret ediyor. Büyük ölçekli altyapı projelerinde ana yüklenici firmaların, maliyetleri düşürmek adına yerel taşeron zincirlerini yeterince denetlememesi, kurumsal itibar ve yasal uyum (compliance) süreçleri açısından ciddi finansal ve operasyonel riskler doğurabilir. Özellikle ABD Dışişleri Bakanlığı gibi prestijli kamu kurumlarının projelerinde yaşanan bu tür ihlaller, uluslararası ilişkilerde de güven aşınmasına yol açma potansiyeli barındırıyor.

ESG ve CSDDD Kıskacında Küresel İş Dünyası

Avrupa Birliği genelinde yürürlüğe giren Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) gibi katı yasal düzenlemeler, şirketlerin yalnızca kendi operasyonlarından değil, tüm tedarik ve alt yüklenici ağlarındaki insan hakları ihlallerinden de doğrudan sorumlu tutulmasını öngörüyor. İtalya’daki bu soruşturmanın, benzer çok uluslu projelerde faaliyet gösteren yabancı şirketler üzerinde bir “caydırıcılık” dalgası yaratacağı tahmin ediliyor. Önümüzdeki süreçte, uluslararası projelerde yer alan firmaların sigorta maliyetlerinin yükselebileceği, yasal risk primlerinin artacağı ve üçüncü taraf denetim bütçelerinin ciddi oranda genişletilmek zorunda kalınacağı öngörülüyor.

Ucuz ve güvencesiz işgücü üzerinden kâr marjını maksimize etme modeli, sıkılaşan küresel hukuk normları ve toplumsal hassasiyetler karşısında artık sürdürülebilir görünmüyor. Milano’da patlak veren bu kriz, küresel iş dünyasının sosyal sürdürülebilirlik standartlarını kağıt üstünde birer halkla ilişkiler unsuru olarak görmekten vazgeçip, operasyonel bir zorunluluk ve birincil risk yönetimi kalemi olarak benimsemesi gerektiğinin en somut kanıtlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynak